Köpek Boku ve Estetik
© Suavi Kendiroğlu - İstanbul, 10.11.2004
Estetik kelimesini duymayan, kullanmayan kalmadı. Kanca burunlular bu kelimeyi sanat okulu mezunlarından daha çok kullanır oldu. O kadar ki, ‘estetik’ denilince dimağlarda ‘ameliyat’ sözcüğü yankılanıyor.
İyi de nedir estetik? Yok öyle uzun boylu bir tarif yapmayalım. ‘Estetik ne demektir?’ sorusunu yanıtlamakla yetinelim.
Estetik, ‘elektronik’ gibi bir köke ‘-ik’ eklenmesiyle oluşmuştur. Bu ‘-ik’ iliştirildiği köke dair ‘mevzu’ adı yaratır. Yani elektron’a dair, estet’e dair gibi. Hah! Şimdi aradığımızı bulacağız.
Nedir ‘estet’ ya da ‘estetler’? Bilen var mı? Bugünkü yaygın kullanıma bakılırsa ‘estet burundur’ diyenler çıkabilir; sakın şaşırmayın. Kültürel açıdan artık o haldeyiz.
Estet, ‘hisseden’ demektir. Yunanca ‘aisthetes’, temel değer olarak güzeli algılayan ve uygulayan kişi anlamındadır. ‘Aestheticos’ da, hissedebilme ya da algılayabilme yetisidir.
Şimdi estetik kelimesinin tanımını verelim: “Güzelliği ve bizde uyandırdığı hisleri ele alan bilim” (Petit Larousse’a göre)
Bir diğer görüşe göre ‘estet’, zevk unsuru anlamındadır. Bu tanımları harmanlarsak, estetik, güzelin, daha açık bir tanımıyla duyularımız aracılığıyla bizde zevk duyguları yaratan herşeyin ele alındığı alandır.
Zevkle yapılan her işte estetik ve sanatsal bir yan bulunur. En azından bir beğeneni vardır. Kimse beğenmezse yapan sahiplenir. Kargaya çocuğu bu nedenle güzel görünür. Yani estetik sadece insanın malı değildir. Örneğin köpek, bokuyla sanat yapar.
Görme, işitme, koku, dokunma, tat, ısı duyularına aynı anda hitap edebilecek kaç eser vardır? Köpeğinki önce gastronomik bir eylemle başlar. Damak zevkinin tatmininin ardından üretim sindirme ‘performansıyla’ sürer. Sancılı bir süreçten sonra ortaya çıkan eser uygun bir yerde sergilenerek beğeniye sunulur. Hatta bu sergi bir tür enstalasyondur (yerleştirme). Bütün hemcinsler bu eseri sırayla hissederek anılarını canlandırırlar ve hazlar dünyasına girerler. Bu zevk yoğunluğu bizlerin bilemeyeceği zenginlikte olabilir. Örneğin bir köpek, Shakespeare eserinden alınan hazzın daha fazlasını, hemcinsinin ortaya koyduğu eserden alabilir. Aksini ispat edebilir miyiz? Estetiğin tanımına aykırı olur bu. Bir köpeğin bu tip bir eser karşısında nasıl heyecanlandığını hepimiz gözlemlemişizdir. Köpek mükemmel bir estet’tir. Eser kuruduğundaysa heykelleşip zaman boyutundaki plastik varlığını sürdürür.
Ancak kedi daha mütevazidir. Eserine imza atmaz, sergilemez. Üstünü örterek daha alçakgönüllü olduğunu gösterir. Onun için önemli olan ‘olmak’tır. Hemen yeni bir üretim süreci başlatır. Başkalarının övgüsüne ihtiyacı yoktur. Ne yaptığını bilir. Çevresindekiler de bunu bilir ve üstü örtülü eseri kurcalamaktan kaçınır. Kedinin üretimi gücünü gizeminden alır. Kedi, görünmeyenin gücünü kullanır. Doğu’nun şairleri gibi ‘ima’ sanatının ustasıdır o. Söylemeden söyler.
Bütün bunlar size tiksinti verdiyse sözü şuraya bağlayalım: Sakın bizim edimlerimiz, üretimimiz ve zevklerimiz de başka bir boyutta mide bulandırmasın?