Kayaköy Sanat Şenliği
(Burhaniye, Ağustos 2004)
Hiç üşenmedim, tatilde bulunduğum Burhaniye'den kalkıp Kayaköy Sanat Şenliği’ne gittim. İkincisi yapılan şenlik 27-28-29 Ağustos 2004 tarihlerinde gerçekleştirildi.
Fethiye-Kayaköy'e daha önce hiç gitmemiştim. Fotograf Evi adlı kuruluşun da bulunduğu bu köyün en büyük özelliği mübadele yıllarında terkedilmiş bir Rum köyünün ayağında kurulmuş olması. Aslında turist çeken şey de bu Rum köyünün boş ve taş evleri...
27'si akşamı Kayaköy'e vardığımda hava kararmak üzereydi. Meydandaki davul zurnayı duyup görünce üstüme alındım ve "Yahu ne güzel. Sanatçıları kendilerince davul zurnayla karşılıyorlar" dedim. Sen misin bunu diyen! Minibüsten indiğimde kendimi köy kahvesinin avlusundaki sünnet düğününün ortasında buluverdim. Beş altı kurbanlık çocuğu çek yat vs. düzeneklere yatırmışlar, analar bacılar pilav-kavurma dağıtıyor, bir yandan da bir piyanist şantör musiki icra ediyor, en saçmasından...
Hava kararmış ya, ortada kalmamam, bir yere yerleşmem gerek. Sağa bakıyorum, sola bakıyorum, herkes sünnet peşinde. Kahveciye durumu anlatmaya çalışıyorum, "yerleşmem lazım, kontenjan varmış, yer ayrılmış, kimi göreyim" diyorum, sırtıma vurup "Yerleşirşin, yerleşirşin" diyor. Köy halkında bir de ‘sanatçılar gelecek’ heyecanı var. Konuşuyorlar. Sarfedilen isimleri tanımıyorum. "Geliyorlar, minibüsle gidip alalım" vs. diye konuşmalar geçiyor. Ertesi gün elime şenlik broşürü geçtiğinde bu sünnet düğününün şenlik etkinliklerinden ilki olduğunu öğreniyorum. ‘Sanatçı’ dediklerinin de üç gün boyunca uyku uyumamam için çağırılmış şarkıcı ve türkücüler olduklarını... (Bu nedenle hâlâ bir kartvizitim yok. Şarkı repertuarım iyice geliştiğinde bastırtacağım.)
28 Ağustos etkinliğin gerçekten başladığı gün. Sabah horoz sesleriyle uyanıp penceremi açıyor ve tepenin eteğine kurulmuş Rum köyüyle karşılaşıyorum. Saat daha erken, gölgeler henüz oluşmamış. Çıkıp boş evlerin arasında dolaşıyorum, kiliseyi geziyorum. Evlerin sadece duvarları kalmış. Bugün burayı gezenlerin çoğu karşılarında bir iskelet bulunduğunu düşünmüyor. Oysa evlerin iç duvarlarında hâlâ pembe, çivit vs. renklerde badanadan izler var. Hepsi birer boya tüpü! Bir an köy gözümün önünde yeniden canlanıyor. Evlerin ahşap çatıları, renkli kapı ve pancurlarıyla yepyeni ve bakımlılar. Ayvalık'taki kapı önü renkleri burada da varlar (hayalimde). Sokak da her Anadolu köyünde olan bir hayatı barındırıyor. Kapı önüne sandalye çıkarmış başörtülü teyzeler. Kediler, çocuklar, kaçışan tavuklar... Bu köyden çan sesi, yanındakinden ezan... Sonra gerçeğe dönüyorum ve yine bu iskelet...
Aşağıya dönüp kaldığım pansiyonda lezzetli bir köy kahvaltısı yapıyorum (pansiyonlarda kişi başı fiyat kahvaltı dahil 15-20 milyon TL). Oradan meydana. Çoban Ressam (Süleyman Şahin) ve meslektaş eşi Mualla Şahin berber dükkanının yan duvarındaki mekâna tuallerini yerleştiriyorlar. Hasırlarla üstünü kapattıkları açık mekânı bir galeriye dönüştürmüşler. Haftasonunda burası nice sanat sohbetlerine ev sahipliği yapacak. Çoban'ın yanındaki bir çanta dolusu gazete ve dergi sayfasından oluşan arşivini inceleme fırsatını buluyorum. Sokak resmi adına verdiği savaş, Bursa, Paris yılları, vs... dopdolu bir hayat, samimiyet ve 70'e yakın sergi.
Tanışmaktan memnunluk duyduğum ressamlar arasında Çoban Ressam, eşi Mualla Hanım, ‘Kış ressamı’ Güzin Arısoy, Aydın Baykara ve Kayaköy gravürleri (metal ve linoleum) yapan Lale Çavuldur var. Adını not edemediğim diğerleri umarım alınmazlar. Arada bir iki tane de eğitimine devam etmesi gereken arkadaş vardı. Resmin sadece yağlıboya "peinture" olmadığını farkederek tekniklerini, ufuklarını genişleteceklerini umarım.
Köylülerin kafalarını çevirip resimlere bakmamaları dışında bir üzüntümüz olmadı. Ancak Yunanlı kafilenin müzikleriyle neşelenmeyi ihmal etmediler. Biz "sanatçılar" da hemcinslerimizle (ya da Türk olsun, Yunanli olsun tüm sanatsal irkdaslarimizla!) bir araya gelerek, birbirimize destek olarak neşelendik. İstanbul'dan değil de tatilde bulunduğum yerden yola çıktığım için yanımda sergilenecek iş götürememiştim. Ben de onlara afiş yazarak yardımcı oldum. Hatta son gün konuşmaktan bıkıp desen çalışmaya bile başlamıştık. Herkes birbirini çizip desenini karşısındakine armağan etmeye koyuldu.
Bu arada birkaç da tablo satıldığını söylemeyi unuttum...
Katılımcılardan Çoban Ressam’ı ve eserlerini tanımak için: www.cobanressam.com