Turkce karakterleri goremiyorsaniz tarayicinizin dil kodlamasini "Unicode" olarak ayarlayiniz
|
Kapalıçarşı Cevahir Bedesteni
Bir hazine dolabı, bir çeyiz sandığı, bir gelin çekmecesi ...
Suavi Kendiroğlu, "Anadolu", Haziran 2006
Eski ama küf kokmayan, hâlâ capcanlı, kemerli yollarında bütün milletlerden numunelerin dolaştığı, pırıl pırıl nesnelerle dolu Bedesten, yeri doldurulmayacak bir zaman makinesidir. Eskiden zenginlik arayanların rüyalarında bir masallardaki Ali Baba'nın mağarası vardı, bir de Cevahir Bedesteni. İmparatorluk topraklarından ya da daha uzaklardan toplanan değerli eşyalar buraya getirilir, korunur veya ticareti yapılırdı.
Bedesten kelimesi Bezzazistan'dan gelir. “Bezzaz” eski dilde perakende manifaturacı anlamında kullanılırdı. Bir çok Osmanlı kentinde farklı bedestenler vardı ki bunların en önemlisi İstanbul Kapalı Çarşı'da bulunan Bedesten-i Atik'di. İstanbul'un alınmasından sonra Fatih'in Ayasofya Cami'ne gelir elde edilsin diye kurduğu Kapalı Çarşı'nın kalbi burasıydı. İç Bedesten olarak da adlandırılan bu yer daha çok iktisadi öneme sahip bir merkez, bir banka gibi çalışıyordu. Ticarette el değiştirmeyecek bazı zenginlikler de burada emin ellerde korunurdu. Kimi varlık sahipleri kilitli sandıklarını dev bir kasaya benzeyen ve çok iyi korunan Bedesten'e ücret karşılığında emanet bırakırlardı. Bir de bununla karıştırılmaması gereken Sandal Bedesteni vardı. Burada kumaş, kürk, halı ve diğer dokumalar değerlendirilirdi. Bugün Sandal Bedesteni tarihsel işlevinden kopmuşsa da, Cevahir Bedesten'i değerli antika ve metal alışverişinin sürdürüldüğü bir merkez olma özelliğini korumaktadır.
Orhan Veli'nin Kapalı Çarşı için söyledikleri en çok Bedesten'i tanımlar:
"Kapalı Çarşı deyip geçme !
Kapalı Çarşı
Kapalı kutu ! "
Her bedesten de onu korumakla yükümlü 12 kişilik bir koruyucu ekibi vardı. Bunlara “bölük başı” denirdi. Bedesten her sabah “duacı başı” denilen bölük başlarından biri tarafından açılır, akşamları da gene törenle kapanırdı. Çok değerli mallar, Perşembe günleri öğle namazından önce satılır, bu sırada önemli kişiler de gelir ve halk her yanı doldururdu. Merhum İstanbul aşığı Çelik Gülersoy'a göre burası “Bir hazine dolabı, bir çeyiz sandığı, ya da bir gelin çekmecesi”dir.
|
 |
Eski adı Bedesten-i Atik olan Cevahir Bedesteni'nin esnafı Kapalı Çarşı tüccarlarının en varlıklılarındandı. Bunlar üretici imalatçı olmaktan çok sermaye alım satımı yapan ve sarayla sıkı bağlar içinde olan bir gruptu. Bu esnafa “Bedesten Hâcegileri” deniliyordu. Evliya Çelebi, İç Bedesten'deki esnafı şöyle anlatır: “Esnaf'ı Bedestan'ı Atik'in nazırları Padişahın hazinedar başlarıdır. Bunlar kefilli, beyanlı müslüman adamlardır. Her gece Bedestan içindeki kandilleri çerağan edip yakarlar. Bunlar öyle mutemet adamlardır ki,Bedestan'da olan dolaplar açık kalıp nice Mısır hazinesi, mücevherat meydanda kaldığı halde asla vaziyet etmezler....”
|
|
Başka Kapalı Çarşı esnafı sabah erkenden işinin başında olurken Hâcegi'ler daha geç gelir ve kapı önünde yapılan bir duadan sonra içeri girerlerdi. Herkes dolabının önünde hazır bulunduğunda Bölükbaşı padişah ve İslam askerleri için dua eder “selâten tücinâ” okurdu. Ardından şu uyarı yankılanırdı: “Tavcılık yapılmayacak, mal kapatılmayacak, kefilsiz mal alınıp satılmayacak” Ancak bundan sonra ticaret başlardı. Bedesten geç açılıp erken kapanıyordu. Bunun bir nedeni Kapalı Çarşı'nın görece ışıksız bir yerinde bulunmasıydı. Ayrıca günün en hareketli saatlerinde çalışıldığında olası bir soygun tehlikesi de azaltılmış oluyordu. Hâcegi'ler son derece zengin, saraya ve padişaha yakın bir tüccar grubuydu. |
Olgun kişiler olup kazançlarını akıllıca yatırımlarla değerlendirirlerdi. Ayrıca aralarındaki etnik farklılıklar dayanışmalarını engellemezdi. Bazıları Yahudi, Ermeni, dönme iken, diğerleri Müslüman Anadolu'lu veya Acemdi. Bu grup 19. yüzyıla doğru önemini yitirdi. Tek örnek zanaat üretiminin yerini sanayi ürünü mallar alınca dengeler değişti. Ayrıca nakit paranın yaygınlaşması yatırımların değerli maldan paraya kaymasına neden oldu. Bu durumda Bedesten bir emanet merkezi olma özelliğini de yitirdi.
Burası mimari açıdan Kapalı Çarşı'nın temel ögelerinden biri olup bu 3200 dükkânlı devasa iş merkezinden kapılarla ayrılmıştır. Üstü on beş kubbe ile örtülüdür. On beş metre yükseklikteki bu kubbe tavanı kesme taşlardan yapılmış sekiz ayak taşır. İç Bedesten 1400 metre karelik bir alana yerleşmiştir. Güvenliği sağlayan dört kapı, kuzeye, güneye, doğuya ve batıya açılır. Dış duvarları boyunca sıralanan küçük dükkânlardan başka kalın duvarlarının içinde mahzen denilen daha korumalı bölümler de bulunur. Bina tümüyle bir banka kasası gibidir. Halkın değerli emanetleri burada saklanır, Bedesten bir banka işlevi görürdü. Müşteri vefat ettiğinde mirasçısı çıkmazsa malı kamu hazinesine verilir ya da esnafa kalırdı. Mirasçı bırakmadan ölen (1846) Şeyhülislam Mustafa Asım Efendi’nin 40 000 kese akçesi devlete geçmiş ve bu para ile 1848’de Ayasofya restore edilmiştir. Binada, dışarıda bulunan komşu esnafın çalışma sahasına göre İnciciler, Halıcılar, Sahaflar, Zenneciler, Kuyumcular ve Dolancılar kapıları vardır. Kuyumcular kapısının üzerindeki kartal tasviri Evliya Çelebi'ye göre “Kazandıklarınız vahşi bir kuş gibi uçup gider, kazancı evcilleştirip tutmayı bilin!” mesajını veriyordu. Gerçekte bu kartal kabartması, Bedesten’in Bizans döneminde inşa edildiğini gösterir. Burası Fatih’in Bizans’tan vakfettiği binalar arasındadır. Dolap adı verilen ahşap cepheli küçük dükkânlardan başka, Sandık denilen portatif tezgâhlar da vardı. Her gün açılıp iş bitince kapatılan bu sandıklar Bedesten'deki özel yerlerine konulurdu. Kalın taş duvarları ve demir kapılarıyla bu yer Kapalı Çarşı’nın yangınlara karşı da en iyi korunan yeri sayılırdı.
Bugün Cevahir Bedesten'i Kapalı Çarşı'daki değişimlerden nasibini almış olsa da bir antika ve metal eşya merkezi olma özelliğini koruyor. Buranın prensipli esnafı turist ayartmaya kalkışmamış, dükkânlarını tişört ve fesle doldurmamış. Hepsi Osmanlı döneminden olmasa da, dünyanın bin bir yerinden getirilen antikalar arasında ikonalar, silâhlar, zırhlar, gemici eşyaları, tespihler, kaftanlar ve daha nice ilginç eşya bulunuyor. Gümüş meraklıları burada yeni ve eski takı parçaları bulabilirler. Dükkânların çoğu kendi alanında özelleşmiş. Bu da Bedesten’in görece küçük mekânını tekrarlardan arındırmış ve saatlerce gezilesi hale getirmiş. Bedesten'in ruhani havası bugün de esnafın sessizliğinde yaşıyor. Sizi rahatça gezmeye bırakan, ihtiyacınız olduğunda misafirperverliğini esirgemeyen bu esnaf Kapalıçarşı'nın kozmopolit satıcılarından biraz farklı.
Bedesten'de artık Hâcegi'ler, bölükbaşılar, emanet sandıkları yok. Dualar duvar köşelerine, kubbelere sinmiş. Hayranlığa boğulmuş müşteriler farketmeden yaşlı bir esnaf gençlere eskileri anlatıyor. Gün gelecek onun anlattıkları da fısıltıya dönüşüp Bedesten-i Atik'in kubbelerine yükselecek ve kim bilir belki de başka bir şekle bürünüp yeryüzüne geri dönecek. Ama bu rahmet sonsuza dek Bedesten'de kalacak.
|
|
|
|